Filistin’de Süregiden Soykırımı Durdurmak Ne ile Mümkün?*

Dr. Öğretim Üyesi Muhammet Celal Kul
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı Başkanı, Yeryüzü Avukatları Yönetim Kurulu Üyesi

*Makale, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde 10 Aralık 2024 tarihinde düzenlenen İnsan Hakları ve Uluslararası Hukuk Bağlamında Filistin Konferansı ve Forumu‘nda sunulmuştur.

İsrail’in Filistin’e karşı gerçekleştirdiği insancıl hukuka hukuka aykırı fiiller sıralanacak olursa:

  • Toplu cezalandırma kapsamında hava, kara ve denizden ambargo ve abluka uygulamaları,
  • açlığın toplu cezalandırma ve bir savaş metodu olarak kullanılması,
  • ilaç, su ve gıda yetersizliğine maruz bırakma,
  • sivil halka karşı saldırılar düzenlenmesi,
  • ayrım gözetme ilkesinin ihlal edilmesi,
  • sivil halkın ve sivil halkın yaşamasına yarayan sivil nesnelerin binaların (mesken, ekmek fırını gibi) hedef alınması ve vurulması,
  • hastane ve ambulansların bombalanması,
  • askeri gereklilikler ve avantajına mütenasip olmayan orantısız güç kullanımı,
  • sivil halka ait özel mülkiyete kasten zarar verilmesi,
  • etnik temizlik (sivil halkı yaşadıkları yerden sürme, korkutarak çıkarma geri dönmelerine izin vermeme,
  • sürgün talimatı verilmesi ve tahliye için bildirilen yolda giden sivillere saldırı yapılması),
  • hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmayacağını ilan etme yahut merhamet gösterilmeyeceğini beyan etme,
  • fosfor bombası, misket bombası gibi yasaklanan savaş metotlarının kullanılması,
  • insani yardımın ulaşmasının keyfi olarak engelleme,
  • yerleşim yerlerinin altyapı ve üst yapısıyla tamamen imha edilmesi,
  • kültürel mirasın ve dini mekanların,
  • ibadethanelerin tahribi,
  • İsrail askerlerinin kendilerinin hedef alınmasını önlemek için Filistinlileri insan kalkanı olarak kullanmaları,
  • Filistinlilere karşı uygulanan apartheid uygulamaları, duvar inşası,
  • yerlerinden sürülen Filistinlerin yerlerine İsraillilerin yerleştirilmesi,
  • Filistinli sivillere karşı girişilen misillemeler olarak sıralanabilir.

İsrail, 7 Ekim’den bu yana önemli bir kısmı bebek ve çocuk olmak üzere 45000’den fazla Filistinliyi öldürmüştür. Filistinli ailelerin tamamı evlerinden sürülmüş, Gazze’de adeta taş üstünde taş bırakılmayarak özel mülkiyet askeri gereklilik ve orantılılık kriterleri gözetilmeksizin harap edilmiştir. 7 Ekim 2023’ten bugüne 148 basın mensubu hayatını kaybetmiştir. Gıda yardımı için kuyruklarda toplanan siviller bombalanmış ve sivillerin bilerek, isteyerek, kasten ve sistematik olarak hedef alındığı defalarca teyit edilmiştir. Bu yönüyle İsrail’in savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçlarının suç tipine uygun eylemler gerçekleştirmiştir. İsrail’in Filistin topraklarına karşı giriştiği saldırılar da Roma Statüsü bağlamında ve 1974 tarihli Tecavüzün Tanımı hakkındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kararı çerçevesinde tecavüz (İng. aggression) suçunu oluşturmaktadır.

Bir dizi savaş suçu, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu fiilleri işleyen İsrailli yetkililer, müteaddit kereler tahliye emirleri vermiş ve sivillerin tahliye edildikten sonra gittikleri güvenli bölgeleri hedef alarak vurmuştur. İsrail, Gazze’de sivilleri ve sivil nesnelerin sistematik olarak hedef alarak insancıl hukukun temel yasaklarını ihlal etmiş olup soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının tipe uygun eylemlerini gerçekleştirmiştir.

İsrail’in 7 Ekim 2023’ten sonra giriştiği en önemli uluslararası suç olan soykırım suçunun hareket unsuru ve manevi unsuru olan soykırım kastını gösteren önemli işaretler ve somut deliller mevcuttur. Gazzelileri yaşanması mümkün olmayan koşullarda yaşamaya mahkûm etme, kara ve denizden abluka, apartheid, sivillerin ve sivil nesnelerin sistematik olarak hedef alınması, İsrailli yetkililerin Filistinlileri tüketmeye, kökünü kazımaya, merhamet etmemeye ve onları insan dışı göstermek suretiyle hedef haline koyan açıklama ve fiilleri uluslararası ceza hukuku bağlamında soykırım suçunun işlendiğini göstermektedir. İsrail Savunma Bakanı Galant’ın Gazze’de “insansı hayvanlarla” savaştıklarını beyan ettiği açıklaması ve İsrail Başbakanının ve diğer siyasi ve askeri üst düzey yetkililerin söylemleri soykırım suçunun manevi unsuru olan soykırım kastını (İng. genocidal intent) göstermede önemli birer delildir. İsrailli yetkililerin maksadının 7 Ekim saldırısına bir cevap vermek olmadığı, halkını yok etmek pahasına Gazze’yi tamamen ele geçirmek olduğu gün geçtikçe açığa çıkmıştır.

Yaşanan bu içler acısı manzara karşısında devletler için bağlayıcı karar alma mevkiinde bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, veto sistemi dolayısıyla kilitlenip bir şey yapmadı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki devletler ise İsrail hakkında ikiye bölündükleri için Barış için Birleşme tarzında bir karar alamadılar. Tüm umutların bağlandığı tam da işlenen soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarını yargılamak için kurulmuş olan daimî Uluslararası Ceza Mahkemesi ve konu bakımından genel yetkili Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan davalar devam etmekte olan soykırımı ve silahlı çatışmaları durduramamıştır. Birleşmiş Milletler nezdinde Barış için Birleşme Kararı benzeri bir Genel Kurul Kararı da alınmamıştır.

Devam etmekte olan bir katliam karşısında uluslararası mahkemelerden çıkan ihtiyati tedbir kararlarının herhangi bir sonuca etkili katkısı söz konusu maalesef olmamıştır. Zira İsrail için bu soykırım değil bir savaştır. İsrail işgal ettiği topraklarda çekişmesiz bir hakimiyet kurmak istemektedir. Hamas’ın 7 Ekim’deki ilk saldırısından sonra Filistinlilere Gazze’yi terk etmelerini haykıran aksi halde olacaklardan sorumluluk kabul etmeyen gözünü karartmış bir İsrail karşısında neler yapılabilir? Topraklarından sürülmüş mazlum bir milletin bir kez daha İsrail’in savaş makinaları altında ezilmelerini ve yok edilmelerini seyretmek mi? Her şey olup bittikten sonra Mahkemelerden çıkacak sonucu beklemek mi?

Uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin çıkmaza girdiği Filistinliler için, Gazzeliler için hangi kitaba bakmak nasıl bir hüküm icra etmek lazımdır? Böyle bir durum hakkında Kuran-ı Kerim’ de Allah (cc) insanlara şöyle hitap etmiştir:

Size ne oldu da Allah yolunda ve “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!” diyen çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz? (Nisa: 75)

Bu açık hükümler karşısında yine uluslararası hukuk içinde kalmak suretiyle Filistin için insani müdahale ve Filistin lehine meşru müdafaa hukuki dayanaklarına istinaden kuvvet kullanımı acilen gereklidir. Meşru müdafaa BM Şartında da yerini bulan ancak daha önemlisi teamül hukukunda temelini bulan içkin bir haktır. Bu dayanaklarla Filistin lehine girişilecek askerî müdahale ile topraklarından sürülmüş, evleri yıkılmış, başlarına bomba ve mermi yağdırılmış bu millet için harekete geçilemeyecekse yapılanlar; bir cinayet karşısında cinayete engel olmak için fiziki olarak bir şey yapmayıp cinayeti elindeki makineyle kayda alan (yani cinayete seyirci kalan) kişinin durumundan farksız olacaktır.

Süregiden bir soykırımı durdurmakta uluslararası topluluğun seyirci kalmaktan dolayı sorumluluğu mevcuttur. Bu kapsamda uluslararası topluluk duyarlı, samimi ve tutarlı çabalar içinde olmalıdır. Keza tek bir devleti askeri kapasitesini zorlamak ve heba etmek pahasına Filistin lehine askeri müdahaleye girişmesi mantıklı olmayıp; uluslararası toplumun üyeleri olan devletlerin müştereken Filistin Devleti lehine meşru müdafaaya yahut Filistin için insani müdahaleye girişmesi reel politik ve uluslararası hukuk bakımından mümkün ve gerekli olarak değerlendirilmektedir.