İsrail’e Karşı Uluslararası Hukuk Mekanizmaları

1. ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ (UCM)

  1. İşlenen suçların delillerinin toplanıp UCM’ye gönderilmesi: Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde Filistin topraklarında işlenen suçlar ile ilgili bir soruşturma mevcut. Bu soruşturmada kullanılmak üzere yeni gelişmelere ilişkin delilleri topluyor. Şu linkten delil paylaşılabilir: http://otplink.icc-cpi.int/ 
  2. UCM üzerinde sivil toplum olarak baskı oluşturulması: İsrail üzerinde soruşturma ve yargılama yapma konusunda malum bir isteksizlik ve taraflı bakış açısı nedeniyle, UCM üzerinde baskı oluşturulması önemlidir. Delillerin toplanması ve iletilmesi yanında sivil toplum olarak tüm dünyadan baskı oluşturulması gereklidir. Bu soruşturmanın ciddiyetle yürütülmesi ve hızlandırılması bakımından çok önemlidir. Rusya’ya karşı görülmemiş şekilde hızla işleyen sistemin İsrail’e karşı da işletilmesinin talep edilmesi.
  3. Suçların (savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, soykırım suçu) unsurları bakımından her biri için İsrail’in eylemleri ve yetkililerin açıklamaları vb. üzerinden delillerin incelenerek hukuki nitelendirilmesinin yapılması
  4. ABD’li yetkililerin İsrail’e suç işlenmesinde verdikleri destek dolayısıyla işlenen suçlardan sorumlu oldukları ve onlar hakkında da UCM’de soruşturma açılmasının talep edilmesi

2. ULUSLARARASI ADALET DİVANI (UAD)

  1. 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne dayanarak İsrail’e karşı dava açılması ve ihtiyati tedbir talep edilmesi:

İsrail 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne taraf olup Sözleşme hükümleriyle bağlıdır. 

Sözleşme’nin 1. maddesi savaş veya barış zamanı fark etmeksizin soykırımın suç olduğunu ortaya koymaktadır: “Sözleşmeci Devletler, ister barış zamanında isterse savaş zamanında işlensin, önlemeyi ve cezalandırmayı taahhüt ettikleri soykırımın Uluslararası hukuka göre bir suç olduğunu teyit eder.”

Sözleşme’nin 2. maddesi ise soykırım suçunu oluşturan eylemleri sıralamaktadır: “Bu Sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım suçunu oluşturur. 

a) Gruba mensup olanların öldürülmesi; 

b) Grubun mensuplarına ciddi surette bedensel veya zihinsel zarar verilmesi; 

c) Grubun bütünüyle veya kısmen, fiziksel varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak, yaşam şartlarını kasten değiştirmek…;”

Bu madde göstermektedir ki, soykırım suçunun oluşması için hem kasıt (manevi unsur) hem de eylem (maddi unsur) gereklidir. 2023 yılının Ekim ayında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, soykırım suçunun hem manevi hem de maddi unsurlarının oluştuğuna dair kuvvetli işaretler barındırmaktadır.

İsrail’e yöneltilecek olan suçlama, Gazze’nin ayrım gözetmeksizin bombalanması, elektrik ve suyun kesilmesi, insani yardımın kesilmesi ve Gazzelilerin güneye gitmelerini emrederek, bu grubun (Gazzelilerin) en azından kısmen fiziksel olarak yok edilmesine yol açacak koşullar yarattığıdır. Hatta güneye gitmeye zorlanan insanların da bombalanması esasen fiziksel yok etmeyi kendisi açısından kolaylaştıracak yanıltıcı ve yönlendirici saldırıların tertip edilmesi de bu cümleden sayılabilir. Belirtmek gerekir ki, soykırım suçunun oluşması için belli bir grubun tamamen yok edilmesi aranmamaktadır. Madde 2’de açıkça belirtildiği üzere, bir grubun fiziksel varlığının kısmen ortadan kaldırılması suçun oluşması için yeterlidir. 

Soykırım Sözleşmesi, fiziksel yıkıma yol açacak koşulların kasıtlı olarak yaratılması eyleminin, grubu tamamen ya da kısmen yok etme kastıyla yapılmasını gerektirmektedir. İsrail, Gazzelileri fiziksel olarak yok etme arzusuyla değil, Hamas’la mücadele etme maksadıyla hareket ettiğini söylese de, Soykırım Sözleşmesi bağlamında böyle bir savunma geçersizdir. Bir grubu yok etme niyeti var olduğu sürece soykırım işleniyor demektir. Gazzelileri yok etme niyeti sadece İsrail’in şu anda yaptıklarına dayanılarak değil, 1948’den bu yana süregelen İsrail politikaları ve eylemlerine dayanılarak da kanıtlanabilir: 1948’de Filistinlilerin Mısır’ın elindeki bölgeye gitmeye zorlanması, 1956’da Gazze’nin işgali ve istilası, 1967’de Gazze’nin işgali, Gazzelilerin 1948’de İsrail tarafından ele geçirilen topraklardaki evlerine yeniden yerleşmelerinin uluslararası hukuka aykırı olarak reddedilmesi, 2007’den bu yana Gazze’nin abluka altında tutulması, hastanelerin bombalanması, tıbbi bakıma erişememekten kaynaklanan ölümler ve daha nice olaylar İsrail’in soykırım niyetini ortaya koymak için yeterlidir. 

Son olaylarda bu niyet İsrailli yetkililer tarafından açıkça ortaya konmuştur. Hukukta, bir kişi bir sonuca yol açacağını bildiği bir şekilde hareket ederse, bu eylem kasıtlı bir eylem olarak kabul edilir. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın “Gazze’ye tam bir kuşatma uyguluyoruz”, “Elektrik yok, yiyecek yok, su yok, yakıt yok. Her şeyi kapatıyoruz. Biz, insansı hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre de hareket edeceğiz.” açıklamaları soykırım kastının varlığı için ders kitaplarında verilmesi gereken bir örnek olarak tarihe geçecek niteliktedir. 

1948 Soykırım Sözleşmesi Bağlamında Atılabilecek Hukuki Adımlar 

1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 9. maddesi şu şekildedir: 

“Sözleşmeci Devletler arasında, bu Sözleşmenin yorumlanması, uygulanması veya yerine getirilmesi ve ayrıca soykırım fillerinden veya Üçüncü maddede belirtilen fiillerin herhangi birinden bir Devletin sorumluluğu ile ilgili olarak çıkan uyuşmazlıklar, uyuşmazlığın taraflarından birinin talebi üzerine Uluslararası Adalet Divanı önüne götürülür”

Sözleşme’ye taraf devletler, Sözleşme’nin uygulanması veya yorumlanması noktasında çıkan bir uyuşmazlık dolayısıyla Uluslararası Adalet Divanı’nın yetkili olduğunu kabul etmişlerdir. 

Belirtmek gerekir ki, Uluslararası Adalet Divanı yalnızca devletler arası yargılama yapan bir mahkemedir (Danışma görüşü istisna). Bu mahkeme bireylerin başvurusuna kapalı olduğu gibi, bireylerin yargılanmasına da kapalıdır. Taraflar yalnızca devletlerdir. Dolayısıyla mahkemenin harekete geçirilmesi ancak bir devletin başvurusuyla mümkün olacaktır. 

Böyle bir başvuru için başvuru yapan devletin Sözleşme ihlalinden doğrudan etkilenmesine gerek yoktur. Öyle haller vardır ki ihlal tüm taraf devletlerin menfaatini etkileyecek niteliktedir. Soykırımın, Sözleşme’ye taraf tüm devletlerin menfaatlerini zedelediği kabul edilmektedir. Dolayısıyla, Sözleşme’ye taraf herhangi bir devlet, İsrail’in soykırım suçunu işlediği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanı’na başvuru yapabilir. Nitekim, Gambiya’nın Rohingyalılar soykırıma uğratıldığı gerekçesiyle Myanmar’a açtığı dava Uluslararası Adalet Divanı tarafından kabul edilmiştir. 

Türkiye meseleyi mahkemeye taşıyabilir. Türkiye herhangi bir sebeple böyle bir işe girişmek isteyebilir veya istemeyebilir. En nihayetinde bu sadece hukuki bir adım değil, siyasi bir tercihtir. Ancak kendisi istemeyecekse dahi meseleyi yine gündeme taşıması mümkündür. 

Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde bu hususun değerlendirilmesini sağlayabilir. Bu çerçevede İsrail ille ilişkisi kısıtlı olan, meselenin mahkemeye taşınmasından siyasi olarak en az etkilenecek bir devlet gerekli adımı atabilir. Daha önce Komor Adalarının Mavi Marmara meselesinde yüklenmiş olduğu aktif rol hatırlanmalıdır. 

Uluslararası Adalet Divanında açılacak bir davanın uzun yıllar sürmesi beklenir. Ancak ilk etapta mahkemeden TEDBİR KARARI talep edilebilir. Talepte soykırıma varan uygulamaların bir an önce durdurulması istenebilir. Böyle bir karar kesin surette İsrail saldırılarını belki de durdurmayacaktır, ancak İsrail üzerinde bir baskı oluşturacağı da açıktır. 

Sonuç olarak: 

            1- Türkiye Uluslararası Adalet Divanı’na Soykırım Sözleşmesi’nin ihlal edildiği gerekçesiyle İsrail’e karşı bir başvuru yapmalıdır. 

2- Türkiye bu davayı kendisi yürütmeyecekse dahi başka devletlerle iş birliği çerçevesinde böyle bir davanın açılması için çalışmalar yapmalıdır. 

3- Uluslararası Adalet Divanından gecikmesizin bir tedbir kararı talep edilmelidir.  

  • Dava açılmasında yetki dayanağı yapılabilecek diğer andlaşmalar:
    • Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme
    • İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Aşağılayıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme
  • BM Genel Kurulu aracılığı ile Danışma Görüşü istenmesi:

Genel Kurul Uluslararası Adalet Divanı’ndan Gazze’de yaşanan hadisenin hukuki tavsifi ve atılması gereken adımlar ile ilgili bir “danışma görüşü” talep edebilir. Ya da mevcut insan haklarına ilişkin istenen danışma görüşünün genişletilmesini talep edebilir. 

Ayrıca, ABD ve İsrail’e destek veren diğer devletler için de benzer bir sürecin başlatılması tartışılabilir.

3. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NEZDİNDE ATILABİLECEK ADIMLAR

a. Güvenlik Konseyi

ABD’nin daimi üye olarak veto etmesi nedeniyle Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmamaktadır. Daimi üyelerin veto yetkisini kullanmaları ile ilgili uluslararası hukuk bakımından sorumlu tutulmaları tartışmaları özellikle Ukrayna sorununda Rusya’nın vetosu üzerine iyice tartışma konusu yapılmaktadır. Bu bağlamda ABD’nin veto yetkisi kullanmasına ilişkin Rusya’ya yöneltilen benzer hukuki eleştirel yaklaşımların ABD’ye de yöneltilmesi değerlendirilmelidir.

b. Genel Kurul

i.Güvenlik Konseyi’nin karar alamaması nedeniyle Genel Kurul’un olağanüstü toplantıya çağrılması:

ii.Genel Kurul’un ABD’nin Güvenlik Konseyi’ndeki veto yetkisini kullanmasıyla ilgili 10 gün içinde toplanması:

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, BM Güvenlik Konseyinde veto gücüne sahip 5 ülkeden birinin bu hakkı kullanması halinde açıklama yapmasını talep eden kararı (A/RES/76/262) uyarınca.

c. BM İnsan Hakları Mekanizmaları

BM insan hakları mekanizmalarına başvuru yapılabilir. Özellikle Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin denetim organı olan İnsan Hakları Komitesi’ne bireysel veya devlet başvurusu teşvik edilebilir.

4. YAPTIRIMLAR 

a. İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde birtakım ortak yaptırım kararları alınabilir. Ör. Doğalgaz, Petrol vb. satışlarının askıya alınması gibi. Katar’ın öncülük yapması sağlanabilir Türkiye tarafından.

b.Tek taraflı ekonomik ve diplomatik yaptırımlar masaya yatırılabilir.

c. Veya genel yaptırımlar yerine akıllı yaptırımlar geliştirilmesi:

Küresel ekonomik sisteme hakim olan ABD ve İsrail’e karşı yapılacak yaptırımların aslında ters teptiği de dikkate alınarak genel ekonomik veya siyasi yaptırımlar yerine “akıllı yaptırım” kavramı benzeri gerçekten işe yarayabilecek yaptırımların neler olabileceği üzerine uzman kişilerle istişare yapılması daha etkili olabilir.

d. Spor faaliyetleri ile ilgili Rusya’ya yapılan yaptırımların benzerinin İsrail’e yapılması yönünde çalışmalar yapmak

5. İÇ HUKUKLARDA ATILABİLECEK ADIMLAR

a. Ceza Hukuku 

Türk Ceza Kanunu’nun 13. maddesine göre aynı kanunun 76. maddesinde yer alan soykırım ve 77. maddesinde yer alan insanlığa karşı suçlara ilişkin olarak İsrail askerlerine dava açılabilir. Türk vatandaşı olanlar da var. Adalet Bakanı’nın izin vermesi gerekir böyle bir davaya. Ankara 2 No’lu Baronun böyle bir suç duyurusu yaptığı basına yansımıştır.

b. Mülteci Hukuku

Türkiye’de bulunan Filistinlilerin ikamet durumlarında çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Bu noktada Filistinlilerin uluslararası korumaya erişimi noktasında atılabilecek adımlar vardır. 

1951 Mülteci Sözleşmesi’ne Türkiye coğrafî çekince ile taraftır. Bu sebeple yalnızca Avrupa’dan gelen kişiler mülteci statüsüne alınmaktadır. 

Ancak Filistinlilere özel bir uluslararası hukuki rejim söz konusudur. Bu rejim Türkiye’de yeterince bilinmemektedir. Filistinlilere özel hukuki rejimin kaynağı yine 1951 Sözleşmesi’dir. Sözleşme’nin 1. maddesinin D fıkrası şu şekildedir: 

Bu Sözleşme, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri haricinde, diğer bir Birleşmiş Milletler organı veya teşekkülünden halen himaye veya yardım gören kimselere tatbik olunmaz. 

Böyle bir himaye veya yardım, herhangi bir sebeple bu gibi kimselerin durumu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun bu hususla ilgili kararları gereğince nihai surette halledilmeksizin sona ermiş ise, bu şahıslar Sözleşme rejiminden bihakkin istifade ederler.

Bu hüküm Türk hukukuna 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile aktarılmıştır. Başvuru sahibi Madde 64(1)(a)’ya göre, 

“Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği dışında, diğer bir Birleşmiş Milletler organı veya örgütünden hâlen koruma veya yardım görüyorsa” uluslararası koruma haricinde tutulur. 

Madde 64(2) ise bu kişileri tekrar kapsama almaktadır:

“Birinci fıkranın (a) bendine giren bir kişi hakkındaki koruma veya yardım herhangi bir nedenle sona erdiği zaman, bu kişilerin konumları Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda alınan kararlara istinaden kesin bir çözüme kavuşturulmadığı takdirde, bu kişiler bu Kanunun sağladığı korumadan yararlanabilir.”

Dolayısıyla, Filistinliler için bu hüküm özel hüküm niteliğinde olup öncelikli olarak değerlendirilmelidir. Maddede belirtilen BM Organı “Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı”dır. Daha önce bu kuruluştan yardım almış olan (ve, BMMYK’ya göre, almamış olsa da almaya ehil olan) kişiler ilk etapta uluslararası koruma kapsamından çıkarılmış, ancak bu yardımın kesilmesi durumunda uluslararası koruma kapsamında alınacağı belirtilmiştir. 

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı 5 bölgede faaliyet göstermektedir. Bunlar, Suriye, Ürdün, Lübnan, Gazze ve Batı Şeria’dır. Bu bölgelerde ilgili kuruluştan yardım aldığı halde halihazırda Türkiye’de bulunup bu bölgelere dönemeyen Filistinlilerin kanun kapsamında uluslararası koruma altına alınmaları gerekmektedir.  

Belirtmek gerekir ki, bu kişiler hakkında yapılacak değerlendirmede mülteci tanımı uygulanmayacaktır. Zira bu kişiler zaten 1948 ve sonraki olaylar sebebiyle mülteci olarak kabul edilmişlerdir. Bunlar hakkında yapılacak değerlendirme 1951 Sözleşmesi madde 1D ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu madde 64 çerçevesinde yapılmalıdır. 

Bu kişiler hakkında mülteci tanımını sağlayıp sağlamadıklarına ilişkin değerlendirme, bu kişiler hakkında ikinci defa mülteci değerlendirmesi yapmak anlamına gelir ki bu uygulamanın yanlış olduğu açıktır. Nitekim AB mahkemeleri de bu hususu tespit ve teslim etmişlerdir. (Bolbol, El-Kott kararları). 

Türkiye’nin coğrafi kısıtlaması, 1951 Sözleşmesi’nin  1. maddesinin B fıkrasına dayanmaktadır. Bu fıkra ise mülteci tanımının yapıldığı 1A(2) maddesine ilişkindir. Dolayısıyla, mülteci tanımına Avrupa’dan gelip gelmeme şeklinde yeni bir unsur eklemektedir. Mülteci tanımı ise Filistinlilere uygulanmadığından, madde 1B ile gelen Avrupa’dan gelip gelmeme unsuru da Filistinlilere uygulanmaz. Madde 1B ile tanınan seçimlik hak madde 1D’ye uygulanmaz. Bu devletlere tanınmış bir hak olup “çekince” hükmünde değildir. Nitekim 1951 Mülteci Sözleşmesi’nin 1. maddesine çekince koymak Sözleşme tarafından yasaklanmıştır. Dolayısıyla, madde 1D’ye ilişkin bir çekince de söz konusu olmayıp madde 1D Filistinlilere herhangi bir coğrafi çekince olmaksızın uygulanacaktır. 

Bu çerçevede, Filistinli mültecilerin Türkiye’de mülteci statüsü almaları mümkündür. Mevzuatımızda yer alan koruma türleri (mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma) Filistinlilere uymuyorsa, Filistinliler için “madde 64 mültecileri” sınıflandırması yapılabilir. Filistinli mülteciler, Avrupa’dan gelen mültecilere tanınan haklara aynen sahip olmalıdır.

Türkiye’de bulunan Filistinlilere mülteci statüsü tanınmış olması konumuz bakımından nasıl bir etkisi olacak acaba? Onu da dercedersek daha iyi olur diye düşünüyorum.

c. Diğer evrensel yargı ilkesini benimseyen ülkelerde benzer davaların açılmasının takibi

c.İsrail hukukunda bir şeyler mümkün mü? Belki biraz afaki ama bununla ilgili de bir çalışma belki yapılabilir. İş birliği yapılabilecek bir kurum kuruluş varsa.

6. AVRUPA ÖRGÜTLERİ ÇERÇEVESİNDE YAPILABİLECEKLER

a.Avrupa Konseyi içinde Parlamenterler Asamblesinde gözlemci olan İsrail’e karşı bu statüsünün askıya alınması veya sonlandırılmasına yönelik karar alınması yönünde çalışmalar yapılması

b.Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde İşbirliği Ortağı olan İsrail’e karşı karar alınması yönünde çalışmalar yapılması

c.İsrail’i destekleyen AB üyelerine karşı AB Adalet Divanı ve AİHM çerçevesinde zorlama olsa da bazı hukuki süreçlerin bireyler ve devletlerce başlatılıp başlatılamayacağının incelenmesi

7. MEDYA ÇALIŞMALARI 

Temel birtakım kavramların anlaşılması için kısa hukuki soru cevap broşürü hazırlanabilir. Özellikle sosyal medyadan yayılması sağlanabilir.

8. ULUSLARARASI VE ULUSAL KURUM KİŞİLERLE İŞ BİRLİĞİ

a. IHH, FİLİSTİN PLATFORMU, ICIL vb. kurumlarla iş birliği.

b. Av. Gülden Sönmez, Av. Cihad Gökdemir, Prof. Dr. Yusuf Aksar gibi kişilerle temas.

c. Uluslararası alanda kurum ve kişilerle iş birliği, önerilen isimler: Richard Falk, Muna B. Ndolu, Muhammed Arafa…

9. TERÖRİZM KAVRAMI ÜZERİNDEN YAPILAN MÜSLÜMANLARA YÖNELİK ÖTEKİLEŞTİRMELERİ ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

10. FARAZİ YARGILAMA

Uluslararası alanda tanınmış İnsan Hakları Hukukçularından oluşan bir hakem heyeti nezdinde delillerin değerlendirilip müzakerelerin gerçekleştiği ve sonuçta bir karar oluşturulan herkese açık uluslararası farazi muhakeme gerçekleştirilerek sonucu tüm dünya ile paylaşılabilir.