Abdullah ÇAKMAK1
Bu makale, 23-24 Eylül 2017 tarihlerinde Ümraniye Belediyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi ve Burak Derneği iş birliğinde gerçekleştirilen “Uluslararası Kudüs Sempozyumu (Dünü, Bugünü, Yarını)” isimli akademik etkinlikte sunulan tebliğlerden oluşan Geçmişten Günümüze Kudüs kitabından alınmıştır.
GİRİŞ
Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler tarafından kutsal addedilen Kudüs şehrinin kuruluş tarihi M.Ö. 4000’li yıllara kadar uzanır. Tarihi bu kadar eskiye uzanan şehir, Fırat ve Nil boylarında kurulan imparatorlukların sürekli hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuştur2.Kudüs’ün Müslümanların hâkimiyetine geçişi ise Hz. Ömer’in hilafeti dönemine denk düşmektedir. Buna göre Müslümanlara Suriye ve Filistin kapılarını açan Ecnâdeyn (634) zaferinin ardından Bizans’a ait birçok şehir fethedilmiş, Suriye Yermük (636) zaferiyle Bizans’ın elinden alınmış ve sıra Filistin’in bütünüyle fethine gelmişti3. Hz. Ebû Bekir zamanından beri Filistin ve çevresinin fethine memur edilen Amr b. el-Âs, son olarak Kudüs’ü muhasara altına aldı. Suriye orduları başkomutanı Ebû Ubeyde de emrindeki birliklerle bölgeye gelerek kuşatmaya katıldı. Müttefik orduya karşı direnemeyeceklerini anlayan şehir ileri gelenleri, kan dökülmeksizin teslim olmaya karar verdiler. Bunun üzerine dönemin halifesi Hz. Ömer Kudüs elçileriyle görüşüp 638 yılında şehrin teslim antlaşmasını imzaladı4. Böylelikle Müslümanların hâkimiyetine giren Kudüs’te fetihten hemen sonra başlanan imar faaliyetlerine Emeviler döneminde Kubbetü’s-Sahra ve Mescid-i Aksa gibi yapıların eklenmesi şehri önemli bir İslâm şehrine dönüştürdü. Abbasilerin iktidara geldiği dönemde başşehrin Bağdat olması Suriye ve Filistin bölgelerini nispeten geri planda bıraksa da Kudüs kutsal şehir olma özelliğini korudu. Abbasilerden sonra Kudüs, sırasıyla Tolunoğulları, İhşidiler ve Fatimilerin hâkimiyetine geçti. 969-1071 yılları arasında Fatimilerin idaresindeki Kudüs, bu dönemde daha çok çeşitli bedevi gurupların mücadelelerine sahne oldu. Fatimilerden sonra ise çeyrek asır boyunca Selçuklu-Türkmen hâkimiyetinde kaldı. Ancak 1098 yılında Büyük Selçukluların içinde bulunduğu karışıklıklardan istifade eden Fatimiler şehri tekrar ele geçirdi5. Bir yıl sonra 1099’da şehir Haçlıların kontrolüne geçti. 1187’de Selahaddin Eyyübi tarafından geri alınan Kudüs’te Eyyübiler hâkimiyeti başladı. Osmanlı hâkimiyetinden önce şehir son olarak 1253 yılında Memlukler yönetimine geçti.
1. OSMANLI DEVLETİ’NİN KUDÜS’Ü İLHAKI
Kudüs’ün Osmanlı topraklarına ilhakı I. Selim’in (1512-1520) saltanatı zamanında gerçekleşmiştir. I. Selim saltanata geçtiği 1512 senesinde ilk olarak tahtı tehdit eden hanedan üyelerini bertaraf etmiş ve daha sonra devletin sefer politikasını Avrupa’dan Ortadoğu’ya çevirmiştir. Bunun temel sebebi şüphesiz İran’a hâkim olan Safevi Devleti’nin Anadolu’da ortaya çıkan Şii propagandalarını desteklemesidir. Bu yönüyle Şii hareketlerin Anadolu’da oluşturduğu kargaşanın büyük isyanlara dönüşmesi Osmanlı Devleti’nin bu dönemdeki en büyük sorununu teşkil etmektedir. Osmanlı Devleti’nin bu sebeplerle yöneldiği İran seferleri sonradan dönemin siyasi gelişmelerine bağlı olarak Memlukler hâkimiyetinde olan Suriye ve Mısır üzerine çevrilmiştir. Kudüs’ün Osmanlı Devleti tarafından ilhakı da Memlukler ile gerçekleşen Mercidabık (24 Ağustos 1516) ve Ridaniye (24 Ocak 1517) savaşlarının arasındaki bir zamanda gerçekleşmiştir. Kudüs’ün ilhakına dair net bir tarih veremememizin temel nedeni kroniklerin bu mesele hakkında ayrıntılı bilgi vermemesinden kaynaklanmaktadır. Ancak özellikle Mercidabık savaşından sonraki gelişmelerin anlatıldığı kısımlar Kudüs’ün ilhakına dair birtakım ipuçları vermektedir. Buna göre Kudüs’ün ilhakı şu şekilde özetlenebilir:
I. Selim ilk olarak yukarıda verilen sebeplere istinaden 1514’te Safevi Devleti üzerine yürümüş ve Şah İsmail’in ordusuyla Çaldıran’da gerçekleşen muharebeden zaferle ayrılmıştır. Ancak bu zafer sonucunda Safeviler ortadan kaldırılamadığı gibi Osmanlı-Safevi sınırlarında da çok etkili bir değişim gerçekleşmemiştir6. Bu yönüyle I. Selim Çaldıran zaferinden sonra Anadolu’daki Şii tehlikesini tamamen ortadan kaldırmak maksadıyla İran›a yönelik seferlerine devam etme kararı almıştır.
Sefer hazırlıklarının tamamlanmasıyla İran üzerine doğru hareket eden Padişah, kendisiyle Şah İsmail’in arasını bulma iddiasıyla Memluk Sultanı Kansu Gavri’nin Mısır’dan Halep’e hareket ettiği haberini aldı7. Fakat Gavri’nin I. Selim’i kendi topraklarından geçirmek istememesi ve yanında Şehzade Ahmed’in oğlu Kasım’ı da bulundurması Osmanlı Devleti için önemli bir tehditti. Sefer esnasında yaşanan bu siyasi gelişmeler I. Selim’i İran üzerine gitmekten alıkoyup Mısır üzerine sevk etti8. I. Selim’in sefere çıktığı esnada bu kararı almasının temelinde aslında daha büyük siyasi gelişmeler olduğunu söylemek mümkündür. Zira Mekke ve Medine gibi kutsal beldelere hâkim olan Mısır merkezli Memlukler, özellikle bu beldelere hac ibadetine gelmekte olan hacı adaylarının güvenliğini sağlamaktan acizdi. Bunun yanında Portekiz’in de bu beldelere yönelik tehdidi artmaktaydı. Bu gelişmelere bir de sefer esnasında gerçekleşen Kansu Gavri’nin girişimleri eklenince seferin Mısır üzerine yapılması nihai olarak kararlaştırıldı.
24 Ağustos 1516 günü Osmanlı ve Memluk orduları Halep civarında bulunan Mercidabık ovasında karşılaştı. Şiddetli geçen çarpışmalar sonucunda Osmanlı Devleti’nin muzafferiyeti ile sonuçlanan savaşta Kansu Gavri öldürüldü. Daha sonra Şam üzerine gidilerek Hama, Humus, Birecik ve bunlara tabi Adana, Sis, Tarsus, Trablus ve diğer kaleler fethedildi ve buralara sancak beyleri tayin edildi. Bu arada Mısır Sultanı Kansu Gavri’nin yerini Tomanbay aldı. Bundan sonra Rumeli sipahilerinden oluşan iki bin asker İsa Bey oğlu Mehmed kumandasında Gazze ve Remle’nin fethi için görevlendirildi. Ancak Tomanbay’ın Şam Valisi Canbirdi Gazali’nin Gazze’de karşı koymak istediği haberi gelince I. Selim bu sefer dört bin küsur kişilik askerî gücü Sadrazam Sinan Paşa ile birlikte Gazze’ye yardıma gönderdi. Bu gelişmelerin yaşandığı kış aylarında Şam’da konaklayan I. Selim, Tomanbay’a elçi olarak gönderdiği Çerkez Murad’ın öldürüldüğü haberini alınca 16 Aralık 1516’da Şam’dan Mısır’a doğru harekete geçti. 28 Aralık 1516’da Remle’ye yakın olduğu sırada Calculiye isimli yerde Gazze’de gerçekleşen Han Yunus savaşının zaferle sonuçlandığı haberini aldı9.
Han Yunus zaferiyle birlikte Filistin bölgesini tamamen hâkimiyeti altına alan I. Selim, Mısır’a doğru ilerlemek için öncelikle Kudüs yolunu emniyete almayı planlıyordu. Hem Kudüs yol güvenliğini almak hem de kutsal yerlerin ziyaret edilmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak üzere Veziriazam Yunus Paşa’yı bir miktar askerle buraya gönderdi. Yunus Paşa da zaten Han Yunus savaşında bölgedeki hâkimiyetlerini iyice kaybeden Memluklerin herhangi bir direnişiyle karşılaşmadan Kudüs’ü emniyet altına aldı10. Daha sonra Remle’de üç gün kalan Padişah, yanına aldığı muhafız birliği ve birkaç bey ile birlikte 31 Aralık 1516’da Kudüs’ü ziyaret etti. Kudüs’e girdiğinde âlimlere ve fukaraya bolca ihsandan bulundu. Mescid-i Aksa, Kubbetü’s-sahra, Halilurrahman ve diğer kutsal mekânları ziyaret etti11.
Bu bilgiler ışığında Kudüs’ün ilhak tarihinin I. Selim’in burayı ziyaretinden önce olduğu anlaşılmaktadır. İlhakın tarihine dair kaynaklar net bir bilgi vermese de özellikle I. Selim’in Şam’da kışın konakladığı 28 Eylül-16 Aralık 1516 tarihleri arasında gerçekleştiği konusunda hemfikirlerdir. Buna göre Kudüs’ün ilhakı 1516 senesinin Ekim veya Kasım ayları içerisinde gerçekleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir12.
2. OSMANLI HÂKİMİYETİNİN KUDÜS’TE YERLEŞMESİ (1516-1520)
Osmanlı Devleti’nin klasik dönem taşra teşkilatını oluşturan en üst birim beylerbeyilik, yani XVI. yüzyılın sonlarında yaygınlaşan ifadesiyle eyalettir. Bir eyalet ise sancakbeyinin idaresi altında sancak veya liva denilen idari birimlerden meydana gelmektedir13. Sancaktaki adli işlerden kadı, asayişin sağlanmasından ise subaşı sorumludur.
Osmanlı Devleti yeni fethedilen bir yerin idaresini doğrudan üstlenmekte acele etmez, daha çok idareyi yerel yöneticilere bırakırdı. Bu arada, fethedilen bölgenin kasaba ve köylerine ait bütün gelirler hesaplanarak tapu tahrir defterlerine işlenirdi. Bu kayıtlara istinaden sağlanan idari düzene göre Osmanlı Devleti, bu gelirleri yörenin ileri gelenleri arasından atadığı Osmanlı görevlilerine ve sipahilere verirdi. Gelirlerin bir bölümü ise devlet hazinesine ve vakıflara ayrılırdı14. Taşra idaresi için geçerli olan bu genel hususların, Osmanlı hâkimiyetine giren Kudüs için de geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Osmanlı Devleti, Memluklerin Suriye eyaletinin bir parçası olarak gördüğü Gazze, Safed ve Kudüs’te oluşturduğu idari düzeni genel hatlarıyla kabul ettiler. Sonuç olarak, Kudüs Sancağı da Memluklerin böldüğü Kudüs, el-Halil ve Benî Amr nahiyelerinden oluşmaktaydı. Ancak yüzyıl içinde zamanla Benî Amr nahiyesi feshedilerek sadece diğer iki nahiye varlığını sürdürebilmiştir15.
3. İLK İDARİ YAPILANMADA KUDÜS’ÜN KONUMU
I. Selim sekiz yıl gibi kısa süren saltanatında birçok bölgenin fethini gerçekleştirmiş ve bu dönemde Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz’ı içine alan Arap(=Şam) vilâyeti ile Alâüddevle vilâyeti ve Diyarbekir vilâyeti kurulmuştur16. Şam vilâyetinde yapılan ilk idari yapılanmada Trablus İskender Paşa oğlu Mustafa Bey’e, Kudüs Evrenos Bey oğlu İskender Bey’e, Safed Mustansıroğlu’na ve Gazze İsa Bey oğlu Mehmed Bey’e tevcih edilmiştir17. Burada dikkat çeken husus Gazze’nin fethine gönderilen İsa Bey oğlu Mehmed Bey’e daha sonra Gazze’nin tevcih edilmesidir. Bu tevcih, aynı durumun Kudüs için de geçerli olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. Buna göre Kudüs’ün yönetimine ilk atanan Evrenos Bey oğlu İskender Bey’in aynı zamanda Kudüs’ün Osmanlı topraklarına ilhakında yararlılık gösteren birliğin komutanı olması kuvvetle muhtemeldir.
Şam vilâyetinin ilk idari taksimatı bu şekilde iken bu durum ancak 25 Eylül 1517 tarihine kadar sürmüştür. Bu tarihte Gazze, Safed, Kudüs, Kerek ve Nablus’un her biri Memluklerin uzun süre Şam beylerbeyliğini(melîkü’l-ümerâ) yapan Canbirdi Gazali’ye sancakbeylik olarak tevcih edilmiştir. 15 Şubat 1518 tarihinde ise bu sancaklara Şam sancağının da eklenmesiyle Gazali, Memlukler zamanında yürüttüğü idari görevin aynısını yani Şam beylerbeyliğini Osmanlı zamanında elde etmiştir18. Gazali’nin bu makama gelmesinde Memluklerin Halep Nâibi olup daha sonra I. Selim tarafından aynı şekilde Halep’e vali tayin edilen Hayır Bay’ın aracılığı söz konusudur19.Burada I. Selim’in Halep ve Şam gibi eyaletlerin yönetimini Gazali ve Hayır Bay gibi Memluklerin eski yöneticilerine vermesinin arka planında devletin henüz pek tanımadığı bu toprakların idaresinde bu yöneticilerin tecrübesinden istifade etme düşüncesinin hâkim olduğu kanaatindeyiz.
Gazali’nin Şam Beylerbeyliği I. Selim’in vefatıyla yerine geçen oğlu I. Süleyman’ın saltanatının (1520-1566) ilk yıllarına kadar sürmüştür. Zira Gazali, Osmanlı Devleti’nde gerçekleşen bu saltanat değişikliğini fırsat bilerek kendi adına okuttuğu hutbe ve bastırdığı para ile Mısır’da sultanlığını ilan edip Halep’i muhasara etme cesareti gösterdiğinden duruma derhal müdahale edilmiştir. I. Süleyman, üçüncü veziri Ferhad Paşa komutasındaki askeri birliği ile Dulkadir Beyi Şehsuvar oğlu Ali Bey’i Gazali’nin üzerine göndermiştir. Ali Bey henüz Ferhad Paşa gelmeden Gazali’yi 1 Şubat 1521’de bozguna uğratmış, Ferhad Paşa’nın gelmesiyle de Gazali öldürülmüştür20.
Ömer Lütfi Barkan’ın 1520-1521 yıllarına ait olduğunu düşündüğü arşiv vesikasından hareketle bu dönemde Osmanlı Devleti’nin Rumeli vilâyetinde otuz, Anadolu vilayetinde yirmi, Karaman’da sekiz, Rum vilayetinde beş, Arap vilâyetinde on beş, Diyarbekir vilâyetinde ise dokuz sancak bulunuyordu21. Kudüs’ün Osmanlı Devleti idari teşkilatı içerisindeki yerine daha net görmek adına Arap vilâyetini (Şam Beylerbeyliğini) oluşturan on beş sancağa dair bilgiler aşağıda tablo halinde gösterilmiştir:

Tabloda Filistin topraklarını oluşturan Gazze, Safed ve Kudüs’ün yer almaması bu dönemde bunların Şam sancağına bağlı olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca Barkan’ın dikkat çektiği bu belgede Şam sancağının mahlûl olduğu yani yöneticisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Belgenin tahmin edildiği tarih Şam Beylerbeyi Gazali’nin ölüm tarihi olan 1521 ile örtüşmektedir. Kanaatimiz; paşa sancağı olan Şam’ın bu kayıtta mahlûl yazılması, Gazali’nin ölümünden sonra henüz buraya yeni bir sancakbeyinin atanmadığı ve idari düzenin sağlanamadığı döneme denk gelmesinden kaynakladığı yönündedir.
Gazali’nin ölümünden sonraki gelişmelerde Şam Beylerbeyliğine Anadolu Beylerbeyi Ayas Paşa’nın atanmış ve Gazze, Safed ve Kudüs’ün de her biri ayrı sancaklar olarak teşkilatlandırılmıştır22.
4. NÜFUS
Osmanlı idaresi altındaki Kudüs’te XVI. yüzyılda yaşanan şehirde güvenliğin sağlanması, su ihtiyacının giderilmesi, tarımsal alanların canlandırılması gibi büyük gelişmeler şehrin nüfusunda büyük bir artışa neden olmuştur. 1525-26 tarihlerinde Kudüs merkezi onu Müslüman olmak üzere on iki mahalleden oluşmaktadır. Bunun haricinde Müslüman Megâribe cemaati ile gayr-i müslim olan Süryani ve Yahudi cemaatlerinin yaşadıkları alanlarda da bulunmaktadır. Buna göre bu dönemde toplam 623 hane Müslüman, 119 hane Hristiyan ve 199 nefer de Yahudi olduğu anlaşılmaktadır.
Tablo: 1525-26 Yılları Kudüs Merkez Nüfus Dağılımı23

Hane ve nefer olarak gösterilen bu sayıların çarpanını beş kabul ettiğimizde Kudüs’ün bu ilk tahririne göre 1525-26 senelerinde yaklaşık olarak 3115 Müslüman, 595 Hıristiyan ve 995 Yahudi yaşamaktadır. XVI. yüzyıla ait diğer tahrirlerde ise nüfus dağılımının yaklaşık miktarları şu şekildedir:
Tablo: XVI. Yüzyıl Kudüs Merkezi Tahmini Nüfus Sayıları24

Tablodan25 anlaşıldığı üzere yüzyılın ortalarına kadar nüfusta sürekli bir artış görülürken yüzyılın sonunda bir azalma görülmektedir. Nüfus artışının yaşandığı yıllar I. Süleyman dönemine gerçekleştirilen imar faaliyetlerine denk gelmektedir ki bu durum nüfus artışının şehrin yaşam standartlarının yükselmesinden kaynaklı olduğuna işaret etmektedir. Yüzyılın sonuna doğru görülen nüfustaki azalma ise bu dönemde Osmanlı Devleti’nin merkezî otoritesinin azalarak bölgede hâkim olan Bedevi Arap aşiretlerinden kaynaklandığına işaret etmektedir.
5. SANCAKTAKİ İDARİ YAPININ ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERİ: SANCAKBEYLERİ VE KADILAR
5.1. Sancakbeyleri
Osmanlı taşra idare teşkilatının gereği olarak Kudüs sancağındaki en yüksek askeri-bürokratik yetkili sancakbeyiydi. Her görevde olduğu gibi sancakbeyleri de bir yıllığına atanmakta ancak bir yıl sonra ya da başka bir görevden sonra yine aynı göreve atanabilirdi. Sancakbeyi kent merkezinde ve çevredeki kırsal bölgedeki güvenliğin sağlanmasından, kentsel ve kırsal vergilerin düzenli toplanmasından, ticaretin kurallara uygun olarak yapılmasından, kente düzenli ve yeterli yiyecek sağlanmasından ve gerektiğinde seferde komutanlık edeceği yerel askerî gücün hazır tutulmasından sorumluydu26.
1522 yılında Kudüs Sancağının sancakbeyi Kara Hasan Bey’dir. Ancak bu dönemde sürekli idari değişikliklerin yaşandığı Kudüs, bir sene sonra 1523 yılında Üveys Bey’in sancakbeyliğini yaptığı Gazze sancağına dâhil edilmiştir27. Bir süre bu şekilde idare edilen Kudüs daha sonra 1545 ve 1550’li yıllara gelindiğinde tekrar müstakil bir sancak olmuş ve Hasan Bey idaresine verilmiştir28. I. Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında idaresi bu şekilde olan Kudüs sancağının bu dönemdeki en büyük meselesi bedevi Arapların isyanı ve Hac yollarının güvenliği idi. Canbirdi Gazali döneminde de bu sıkıntılar için tedbirler alınmış, ancak Gazali’nin isyanı ile başlayan süreç bu tedbirleri sekteye uğratmıştı. Bu yüzden Gazali’nin ölümünden XVI. yüzyılın ortalarına kadar geçen bu süreçte Kudüs’te idari düzenin tam anlamıyla sağlanamadığı ve güvenlik meselesinin yine sancakbeylerinin temel meselesi olduğu söylenebilir.
Tablo: XVI. Yüzyıl Kudüs Sancakbeyleri


Tablodan anlaşıldığına göre bu dönemde Kudüs sadece 1527 yılında Gazze sancağı ile birleştirilerek tek bir sancakbeyinin yönetimine verilmiştir. Bu durum 1530 tarihli tahrir defterinde de aynı şekildedir. Bu deftere göre Gazze Sancağı ismi altında Gazze-Remle ile Kudüs-i Şerif kazaları bulunmaktadır. Kudüs Kazasını ise Kudüs ile Halilurrahman nahiyeleri oluşturmaktadır. Bu dönemde 147 köy ve 98 mezradan oluşan bu iki nahiyeden sancakbeyinin hasılatı 116.475 akçe tutarındadır29. Bu gelişmenin dışında Kudüs’ün XVI. yüzyılda müstakil bir sancak olarak konumunu sürekli muhafaza ettiği anlaşılmaktadır.
5.2. Kadılar
Osmanlı Devleti’ndeki şer’î mahkemelerde dava gören kadılar, bu görevinden başka bulundukları yerin birtakım idare, maliye ve belediye işleriyle de görevliydiler. Mülki amirlerin kadılar üzerinde denetim yetkisi bulunmayıp kadılar yazışmalarını doğrudan merkezle yürütürlerdi. Kadı tarafından verilen hüküm merkezde çavuşbaşı taşrada ise subaşı tarafından uygulanırdı. Ancak davalı ya da davacı verilen hükme itiraz ederek davayı Divan-ı Hümayun’a taşıyabilirdi30.
Osmanlı Devleti’nde kadılıklar büyük ve küçük kazalar ile sancak ve eyalet olmak üzere başlıca iki sınıftı. Kaza kadıları Anadolu, Rumeli ve Mısır’daki kazaların kadılıklarından oluşup buraya atanan kadıların görev süreleri yirmi ay idi. Kaza kadılarından sonra rütbe derecesine göre sancak kadıları gelirdi. Gerek bu sancakların ve hatta bazı vilayetlerin ve gerek büyük ve mühim eyaletlerin kadılıkları mevleviyet suretiyle tevcih edilirdi. Bu kadılıklarda sancak kadıları üç yüz akçe, mühim görülen eyaletlerin kadıları ise beş yüz akçe maaş alırdı. XV. asırda mevleviyet kadılıkları İstanbul, Edirne, Bursa, Filibe, Sofya ve Selanik ile sınırlı iken XVI. ve XVII. asırlarda Şam, Halep, Mısır, Diyarbekir, Bağdat, Budin ve yine lüzum görülen bazı eyaletler büyük mevleviyet olmuştur31.
Kudüs de 1575 senesinde mahreç mevleviyetleri arasına dâhil edilmiştir. Buna göre diğer bütün mahreç mevleviyetlerine dâhil olan kadılıklar da olduğu gibi Kudüs kadılığına da Süleymaniye Darülhadisi müderrisi ile Süleymaniye’nin dört müderrisi veya Hâmise-i Süleymaniye ve Mûsıla-i Süleymaniye müderrislerinden biri tayin edilirdi32. Burada zikredilen Kudüs kadısı Osmanlı Devleti’nin resmi mezhebinden olan Hanefi mezhebinin kadısıdır. Zira Kudüs’te İslâm’ın dört mezhebinden -Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli- kadıları görev yapmaktadır. Ancak Hanefi mezhebinden olan kadı, mevleviyet derecesinde olup ilmiye sınıfının kıdemli bir mensubu olarak İstanbul’dan atanmaktadır. Bunun dışındaki diğer üç kadı ise Kudüs’ün yerel ulemasından seçilmektedir33.
6. DİVAN-I HÜMAYUN KARARLARINA YANSIYAN OLAYLAR
Osmanlı Devleti’nin merkez yönetimi olan Divan-ı Hümayun’dan Kudüs sancakbeyi ve kadılarına gönderilen emirler incelendiğinde sancağın idaresinin nasıl yürütüldüğü, sancakta meydana gelen sorunların neler olduğu ve bu sorunlara ne gibi önlemler alındığı gibi meseleler vuzuha kavuşacaktır.
6.1. Sancağın Muhafazası
Kudüs Sancağının 1560 senesinde sancakbeyi olan Kaytas Bey’e İstanbul’dan gelen iki hükümde sancağın korunması için sancaktan dışarıya çıkmaması, eğer sefer emri gerçekleşirse bu durumda Arap isyanlarından sancağın korunması için gerekli tedbirleri alması bildirilmiştir34. 1564 senesine ait hükümde ise Kudüs Sancakbeyi Rıdvan Bey’in Yemen Beylerbeyliğine atanmasının35 ardından Çorum Sancakbeyi İlyas Bey’in Kudüs Sancağına atandığı ve sancak işlerinin yürütülmesi için derhal görevinin başına gitmesi emredilmiştir36. 1585 tarihli hükümde de Arap eşkıyasının çokluğundan bahisle sefer emri çıksa dahi Kudüs sancakbeyinin zeamet ve timar sahipleriyle birlikte sancağın muhafazasında kalması emredilmiştir37.
Bu hükümler; Osmanlı Devleti merkez yönetiminin Kudüs sancakbeylerine ilk ve asli görevlerinin sancağı muhafaza etmek olduğunu hatırlatarak bu hassas konuya büyük önem verdiğini ve bir an bile sancağın boş bırakılmaması için gerekli tedbirleri aldığını göstermektedir.
6.2. Arap İsyanlarında Yararlık Gösterenler
Kudüs Sancağının XVI. yüzyıldaki idari bakımdan en büyük sorununu bu dönemde sıklıkla meydana gelen Arap isyanları oluşturmaktadır. Devlet bu Arap isyanları karşısında sürekli sancağın beyini ve kadısını uyarmakta, bölgede huzursuzluk çıkaran bu gibi asilere karşı teyakkuz halinde olunmasını emretmektedir. Bu Arap isyanlarının önüne geçmek için uygulanan metotlardan biri de isyanlara karşı mücadelede yararlık gösteren kimselerin ödüllendirilmesidir. Kudüs yol ağlarında ve civarında isyan eden Araplara karşı savaşan ve onları bertaraf eden kişiler Kudüs’ün güvenliğinden sorumlu sancakbeyinin ağır yükünü hafiflettiklerinden dolayı isyanlara karşı yararlık gösterenlere sancakbeyi tarafından Asitane’den timar ve zeamet tevcihi gibi terakki verilmesi istenmektedir.
1560 tarihinde Kudüs ve Mısır yollarını keserek bu yollardan gelip geçeni katleden ve mallarını yağmalayan Manzur, Benî Said ve Kerîm Araplarıyla yaptığı muharebede on tanesinden fazlasını öldürdüğünü ve birçoğunu da yaraladığını bildiren Aclun Beyi Murad Bey’e 20.000 akçe terakki olunması hakkında çıkan buyruldu zikredilen terakki meselesine dair bir misaldir38. Yine 1574 tarihli hükümde Kudüs Sancakbeyi Süleyman Bey’in, Mehmed bin Abdullah’a timar tevcih edilmesine yönelik talebinde Şam Yeniçeri Ağasının cemaatinden olan mezkur Mehmed’in Halilurrahman nahiyesinde isyan eden Benî Atıyye Araplarıyla yapılan muharebede isyancıların ileri gelenlerinden birini tüfeği ile vurup öldürmesini gerekçe göstermiştir39.Aynı yılda Leccun Sancağında timar sahibi Ferruh’un mal tahsili için yola çıktığında yolunu kesen Araplarla cenk ettiği ve cengin sonunda Araplardan birini öldürerek kendisinin de yaralı olarak kurtulduğuna dair Kudüs Sancakbeyinin mektubunda kendisi için terakki istenmektedir40. Aynı yıla ait başka bir kayıtta ise Nablus Sancağında 26.600 akçelik zeameti bulunan Mustafa’nın Kudüs ve Mısır yollarını kesen Emir Ali isimli müfsidin katledilmesinde yoldaşlık ettiğine dair Şam Beylerbeyinin mektubunda kendisi için terakki istenmektedir41.
6.3. Asayişin Sağlanması
Divan-ı hümayundan Kudüs sancakbeyi ve kadısına Arap isyanları hakkında gönderilen emirlerin dışında sancakta yaşanan bazı asayiş sorunlarının giderilmesine dair emirler de sancaktaki yöneticilerin sorumluluk alanlarını göstermesi bakımından önemli bilgiler ihtiva etmektedir.
1565 senesinde Kudüs Sancakbeyi ve Kadısına hitaben yazılan emirde yasak olmasına rağmen Kudüs’e dışarıdan hamr(şarap) getirerek satış yapan fasıkların derhal engellenmesi emredilmektedir42. Yine aynı yıla ait başka bir hükümde Kudüs Kadısından Kudüs’te yeni açılan beş kahvehanenin levendât ve ehl-i dalaleti bir araya getirip gece gündüz fısk u fesada yol açarak insanları itaatten alıkoyduğuna binaen kahvehanelerin derhal kapatılması istenmektedir43. 1567 senesinde Divan-ı Hümayuna sunduğu yazısında Fatıma isimli kadın, Kudüs’ü oğlu ile ziyaret ettiğini ve ziyareti dönüşünde Arapların baskınına uğrayıp eşyalarının yağmalandığını, oğlunun ise esir alınarak serbest bırakılması için fidye istendiğini bildirmektedir. Bunun üzerine Divan’dan Kudüs Sancakbeyine gönderilen emirde sancakbeyi sert bir üslupla uyarılarak daha önce böyle bir adam kaçırma olayının yaşanmadığı ve bu olayın sorumlusunun doğrudan sancakbeyi olduğunun altı çizilerek Fatıma adlı kadının oğlunun derhal kurtarılması için ne gerekiyorsa yapılması emredilmektedir44. 1578 senesinde Kudüs’te bulunan Üzeyir Peygamberin mezar-ı şerifinde Hıristiyanların şarap içtiğine dair Divan-ı hümayuna gelen arzuhal üzerine Sancakbeyi ve Kadının duruma derhal engel olması hakkında emir gönderilmiştir. Emirde bundan sonra böyle bir olaya Hristiyan, Yahudi veya bir başka kimsenin böyle bir davranışta bulunmasına izin verilmemesi de belirtilmektedir45.
6.4. Filistin Bölgesindeki Diğer Yöneticilerle İşbirliği
Divan-ı Hümayunda alınan önemli kararlardan biri de Filistin bölgesinde bulunan sancaklarda sıklıkla meydana gelen Arap isyanlarına karşı bu sancaklarda görevli beylerin birbirleriyle koordineli çalışmalarına yöneliktir. Özellikle Kudüs’ün üç semavi dine ait kutsal mekânları bünyesinde barındırması her sene birçok kervanın bu bölgeye yönelmesine sebep olmakta bu durum ise bölgede varlık gösteren Arap eşkıyalarının yağma faaliyetlerini artırmaktadır. Osmanlı merkez yönetimi ise bu isyancı Arap guruplarına karşı bölge yöneticilerinin birbirlerinden haberdar olmalarını ve bunların üstesinden muavenet usulüyle gelmelerini emrederek kendilerine bildirmiştir.
Bu minvalde 1576 yılında Eburişoğlu isimli müfsidin Hac kafilesine saldırı düzenleyerek zarar verme ihtimali bulunduğundan Şam Emir-i Haccı Kansu Bey’e Safed, Kudüs ve Leccun sancakbeylerinin askerileriyle birlikte yardım etmesi istenmektedir46. 1578 senesinde Gazze Sancakbeyi Ahmed’in tezkiresi üzerine isyan eden urbanın önü alınamadığından Kudüs dağlarına ve sınırına kaçan urbana karşı gelmek üzere Kudüs sancakbeyinin Gazze Sancakbeyi Ahmed’e yardım etmesi emredilmektedir47. Yine 1581 senesine ait başka bir hükümde Kudüs, Gazze ve Aclun sancaklarından birine asi Arap gelip de fesat ve şenaatte bulunursa bu üç sancağın beyleri birbirleriyle haberleşerek asilere karşı beraber hareket etmeleri istenmektedir48.
6.5. Devlet Görevlilerinin Kontrolü
Osmanlı Devletinin hâkim olduğu topraklarda adaleti sağlamak maksadıyla kullandığı yöntemlerden biri de şikâyet mekanizmasını kullanmasıdır. Buna göre devlet adamlarına yönelik halktan gelen şikâyetlerin dikkate alınarak gerekli tetkikler sonucu iddiaların doğrulanması halinde ilgili devlet adamlarına gereken cezanın verilmesi devletin hem hizmet kademelerinde bir iç kontrol yapmasına imkân tanımakta hem de bölge halkının refah bir yaşam sürmesinin önündeki engelleri kaldırmaktadır. 1564 senesine ait hükümde Subaşı Tercümanlığı yapan kişilerin daha öncede halka zulmettikleri ve bu sebeple tercümanlık görevinden alındıkları halde hala tercümanlığa devam ettikleri ve evvelkinden daha fazla halka zulmettiklerine dair şikâyetler geldiğinden durumun teftiş edilerek şayet suçları sabit ise kesin olarak görevlerine son verilmesi istenmektedir49. 1573 yılında Kudüs Sancakbeyi Süleyman Bey hakkında bölge halkından gelen şikâyet yazılarının birer sureti çıkarılarak Şam Beylerbeyi ve Kadısına gönderilmiş ve sancakbeyi hakkındaki bu iddiaların teftiş edilerek doğru olup olmadığının araştırılması istenmektedir50. 1577 yılında Kudüs Sancakbeyi ve Kadısına gelen emirde Belde-i Hamami ahalisi tarafından Subaşı Tercümanı Şehabeddin ile Belde Kethüdası Ubeyd hakkında yazılan şikâyet üzerine bu kişilere dair daha önce de şikâyette bulunulduğu, ancak bunların mal kuvvetiyle teftişten kurtuldukları bildirilmektedir. Bu kimselere dair bazı köylüleri evlerinde bulamadıklarında bütün mallarını yaktıkları ve ağaçlarını kestikleri gibi şikâyetlerin artmasıyla bu olayların teftiş edilerek suçlarının sabit olması durumunda görevlerinden alınmaları hususunda emir çıkmıştır51. Bu olaydan iki sene sonra meydana gelen benzer bir olayda da Kudüs Kazasına tabi Remle Mahkemesinde Subaşı Tercümanı olan Osman hakkında yapılan şikâyetin teftiş edilmesi ve suçu sabit olursa görevden alınması emredilmektedir52.
6.6. Azınlıklara İbadet Hakkı Tanınması
Hz. Ömer’in 638 yılında Kudüs’e gelerek Patrik Sophronios’tan şehri teslim almasından sonra Kudüs’te yaşayan Hıristiyan halka verdiği ahitnamede din ve ibadet özgürlüğüne dayalı esaslar yer almaktaydı53. Zaman içerisinde şehrin hâkimiyetini üstlenen diğer bütün Müslüman devletler Hz. Ömer tarafından Kudüs halkına verilen bu amannamenin şartlarına aynıyla riayet etmişler ve bu anlaşmayı yenilemişlerdir. Kudüs şehri Osmanlı Devleti hâkimiyetine girdiğinde de I. Selim tarafından gayrimüslim halka din ve ibadet özgürlüğüne yönelik menşur kendilerine verilmiştir54.
Bu minvalde 1579 yılına ait Gürcistan beylerinden Levend oğlu Aleksandır’a hitaben yazılan belgede Kudüs’e ziyaret amaçlı gelecek olan Nasranî Gürcü taifesinin Kamame Kilisesini ziyaret etmelerine engel olunmamaları konusunda Erzurum Beylerbeyisi ile Kudüs Sancakbeyine gerekli emirlerin verildiği bildirilmektedir55. Yine 1581 yılında Kudüs’ü ziyarete gelen Yahudilerin ehl-i örf taifesi tarafından rencide edilerek akçelerinin alındığı hakkındaki Yahudiler tarafından yapılan şikâyetler üzerine bu gibi davranışların derhal sonlandırılması ve duruma muhalefet edenlerin İstanbul’a bildirilmesi istenmektedir56. 1588 yılına ait diğer bir hükümde ise Beç kralının reayasından olan Hartofor, Yartolokyo ve Yakomno isimli üç zimminin İstanbul’a gelip Kudüs’te bulunan Kamame Kilisesini ziyarete gideceklerinden dolayı gidiş ve dönüş esnasında kendilerine kimsenin müdahale etmemesi konusunda Kudüs istikametinde olan beylere, kadılara, dizdarlara, hassa ve levend kaptanları ile gönüllü reislere emir gönderilmiştir57.
Osmanlı Devleti’nin azınlık gurupların ibadet haklarını savunduğunu gösteren bu kayıtların dışında önemli bir husus da bu kimselerin Kudüs’te bulunan kutsal mekânlara karşı herhangi bir saygısızlıkları görüldüğünde bunlara karşı derhal önlem alınması meselesidir. Molla Siyami-i Rumi tarafından 1565 yılında İstanbul’a gönderilen arzuhal, gerek kutsal mekânlara yapılan saygısızlıklar gerekse bunları yapanlara karşı alınan tedbirleri göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Buna göre Molla Siyami-i Rumi tarafından Mescid-i Aksa’ya ziyaret maksatlı gelen bazı kadınların tuvalet ihtiyaçlarını içeride giderdikleri ve bu pisliklerin özellikle Bayram ve Cuma namazları ile diğer vakitlerde temizlenmesinde ferraşların yetersiz kaldıkları, Hazret-i Meryem Mezarı, Kadem-i İsa ve diğer mübarek mekânlarda kefere avratların bir araya gelip şeriata uygun olmayan tavırlar sergiledikleri, Kudüs’te olan Araplardan biri vefat ettiğinde cenazelerinin olduğunu etrafa ilan etmek için şarkıcılarla mahalleleri gezdikleri ve avratların kabirin yanı başında yüzlerine karalar sürüp değişik sesler çıkartarak deveran ettikleri, kapıcıların görevlerini yapmaması hasebiyle etrafta sakin olanlar tarafından yollara yemek artıkları atıldığı, Sahratullah etrafında kalan bazı Hintlilerin de geceleri tuvalet ihtiyaçlarını burada giderdikleri, pazara eşleriyle birlikte yoğurt ve süt götüren çiftçilerin yol üzeri olduğu bahanesiyle Harem-i Şerif içinden geçtikleri konularında şeriata aykırı davranışlar sergilendiğini bildirmiştir. Bunun üzerine Kudüs Kadısını muhatap alan emirde Mescid-i Aksa ve Sahratullah-ı Müşerrefe ve diğer mübarek yerlerde şeriata uygun olmayan davranışlarda bulunan kadın ve erkek kim olursa olsun derhal engellenmesi emredilmiş ve bu emrin sicil defterine kaydedilerek bundan sonra gelecek Kadıların da bu emre uyması istenmiştir58.
6.7. Müslümanları Sahip Çıkma Anlayışı
Osmanlı Devleti yukarıda zikredilen azınlıklara ibadet hakkı tanımasının yanında Kudüs’te halkın çoğunluğunu oluşturan Müslümanların dinî hayatlarına yönelik de birtakım yaklaşımlara sahiptir. Bunların başında Kudüs’e gönderilen surreyi zikretmek mümkündür. İstanbul’dan Kudüs’te bulunan âlimlere ve fukaraya gönderilen bu yardımlar Müslümanlar için önemli bir geçim kaynağıdır. Bununla ilgili 1568 tarihli Kudüs Kadısı ve Nazırına gönderilen hükümde Kudüs’e gönderilen sadakaların adaletli bir şekilde hak edenlere dağıtılmadığı yolunda şikâyetler geldiği ve bundan sonra sadakaların hak eden kişilere adalet üzere dağıtılması ve hak etmeyenlere ise verilmemesi bildirilmiştir59.
Kudüs Müslümanlarına yönelik Devletin diğer bir yaklaşımı ise ibadet mekânlarına yapılan müdahalelerin engellenmesidir. Buna dair 1571 yılında Kudüs’te Musallebe Kilisesi bitişiğinde Müslümanların yaptıkları mescidin kiliseye çevrildiği yolundaki şikâyet üzerine Kudüs Sancakbeyi Muhammed Bey’in mahallinde yaptığı tahkikat neticesinde söz konusu yerin mescit olduğuna karar verilerek mescide Hristiyanların müdahalesinin önlenmesi hakkında emir çıkmıştır60Yine 1572 yılında Kudüs Sancakbeyine ve Kadısına gönderilen hükümde Kudüs’te bulunan Sahratullah Camii’nde kadimden beri hitabet görevini Hanefi mezhebine kimseler görmesine rağmen bazı silahlı kimseler zorla Şafii mezhebinden olan hatiplere camide görev yaptırdıkları haberi İstanbul’da duyulduğundan bu hitabeti yapan ve yaptıran kimselerin hiç vakit kaybetmeden kim olduklarının İstanbul’a bildirilmesi ve hapsedilmeleri istenmektedir61Diğer Osmanlı şehirlerinde olduğu gibi Kudüs’te de dinî mekânların varlığını ve işleyişini sürdürmesinde etkili olan en önemli kurum şüphesiz vakıflardır. Bu doğrultuda Kudüs’te bulunan vakıfların vakfiyelerinde yer alan şartlarının korunması ve bu şartlara göre hizmetlerini devam ettirebilmeleri için Devlet tarafından gerekli tedbirlerin alındığı görülmektedir. Konuyla ilgili olarak 1571 yılına ait buyrulduda Kudüs-i Şerifte yer alan merhume Sultan İmareti Vakfının fakirlere ve hizmetlilere yönelik olan aş şartı vâkıfın belirttiği esaslar üzere verilmeyip noksan verildiği imaret şeyhi tarafından bildirildiğinden yemeklerin vâkıf tarafından belirlenen şarta uygun olarak verilmesi hususunda gereğinin yapılması emredilmektedir62Yine 1577 yılında Kudüs kadısı ve sancakbeyine gönderilen hükümde Kudüs’te bulunan Hazret-i Musa, Lut Nebi ve Yunus Nebi evkaflarının nazırı olan Ömer’in İstanbul’a gönderdiği arzuhalde vakfa ait köylerden olan Fağur Karyesinin halkının köylerini terk ettikleri ve yapılan müdahale ile bir kısmının tekrar köylerine yerleştirilerek içlerinden ikisinin hapsedildiği bildirilmektedir. Bu iki mahpusun ise kefalet yoluyla salıverilmeleri emredilmektedir63.1578 yılına ait diğer bir hükümde ise Kudüs’teki Halilurrahman evkafının değirmenleri için cabiler tarafından İstanbul’dan satın alınan beygirlere Kudüs’e götürürken yolda herhangi bir müdahalede bulunulmaması için İstanbul’dan Kudüs’e kadar olan istikamette bulunan kadılara emir gönderilmiştir64.Kudüs sancakbeylerini ve kadılarını muhatap alan bütün bu hükümlerden anlaşılacağı üzere Osmanlı merkez yönetimi şehrin muhafazası ve daha yaşanabilir bir hale gelmesi için büyük gayret sarf etmektedir. Özellikle bu dönemde şehrin muhafazasında büyük rol alan karargâhta altmış dört yeniçeri, beş topçu, on iki bevvab, iki kale muhafızı, on seyis ve ambar görevlisi, bir zindancı, dülger, fırıncı, hendek ve sukemerinin bakımını yapanlar, bir imam ve bir müezzin toplam 104 asker ve görevli yer almaktaydı. Kaledeki bu gücün komutanı dizdardı ve ona kethüda, kâtip ve hademe yardımcı olmaktaydı65. Bunun yanında şehrin daha yaşanabilir bir hale gelmesi için I. Süleyman zamanında Kudüs surlarının inşası ve suyollarının tamirine66 yönelik atılan adımlar şehre ait Osmanlı kimliğinin oluşmasına öncülük etmiş ve sonraki dönemlerde doğrudan İstanbul’dan gönderilen emirlerle de Kudüs’ün idaresi gerçekleştirilmiştir.
SONUÇ
Osmanlı Devleti I. Selim (1512-1520) zamanında ilhak ettiği Kudüs’ün idaresini XVI. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bölgeyi tanıması hasebiyle Memluklerin Şam yöneticiliğini yapan Canbirdi Gazali’ye tevdi etmiş, daha sonra bölgede hâkimiyetini tam olarak sağladıktan sonra atadığı sancakbeyleri ve kadılarla bölgeyi müstakil bir sancak olarak idare etmiştir.
XVI. yüzyılda Kudüs’ün nüfus yapısına bakıldığında çoğunluğunu Müslüman halkın oluşturduğu ve bunun yanında Yahudi ve Hıristiyan cemaatlerine mensup azınlık bir gurubun da bu topraklarda yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu yüzyılda yapılan imar faaliyetleri ve tarım alanlarının iyileştirilmesi gibi düzenlemeler yüzyılın ilerleyen dönemlerinde Kudüs nüfusunun artmasına neden olmuştur.
Kudüs’te yapılan ilk düzenlemelere bakıldığında I. Süleyman ve eşi Hürrem Sultan’ın bölgedeki ilk mimari çalışmaları yaptığı söylenebilir. Bu doğrultuda I. Süleyman sancağın muhafazası için surları inşa ettirmiş ve su ihtiyacı için de suyollarının tamirini gerçekleştirmiştir. Eşi Hürrem Sultan’ın Kudüs’te yaptırdığı imaret ise bölgenin şenlendirilmesi adına önemli bir görev üstlenmiştir. Takip eden yıllarda ise bölgedeki asayişin sağlanması ve huzurlu yaşam ortamının sürdürülmesi adına İstanbul’dan belli başlı konularda emirler gönderilmiştir. Bu emirlerin içeriğine bakıldığında sancağın muhafazasında sancakbeyinin sorumluluğu ve mücavir yerlerdeki yöneticilerle işbirliği yapması, isyancı Arapların tedip edilmesi, sosyal hayatta asayişin sağlanması, azınlıklara ibadet hakkının tanınması ve Müslüman halkın sosyo-kültürel yaşamına dair birtakım adımların atılması gibi konulara dikkat çekildiği görülmektedir.
Dipnotlar
- Uzman, Afyon Kocatepe Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, acakmak1634@gmail.com. ↩︎
- Şükran Yaşar, “Kudüs’ün Osmanlı Yönetimine Girişi ve Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Ermenilerine
Tanıdığı İmtiyazlar”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1/2 (2003), s. 105-6. (kayn.
105-15) ↩︎ - Casim Avcı, Kudüs (Fethedilişinden Haçlı İstilasına Kadar), DİA, s. 327. (kayn. 327-29) ↩︎
- Adem Apak, Ana Hatlarıyla İslâm Tarihi (2) (Hulefâ-i Râşidîn Dönemi), (İstanbul: Ensar Yayıncılık,
2014), s. 140. ↩︎ - Avcı, s. 328-9. ↩︎
- Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), (İstanbul:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015), s. 214. ↩︎ - Solakzâde Mehmed Hemdemi, Solakzâde Tarihi, (İstanbul: Mahmud Bey Matbaası, 1297), s. 384-5. ↩︎
- İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara: TTK Basımevi, 1983), III, s. 281-4; Emecen, s.
221. ↩︎ - Solakzade, s. 389; Hoca Sadeddin, Tacü’t-Tevârîh, (İstanbul: Matbaa-i Amire, ty.), II, s. 337-349;
İbrahim Hakkı Çuhadar, Sucudi’nin Selimnamesi, (Yüksek Lisans Tezi, Kayseri Erciyes Üniversitesi,
1988), metin kısmı s. 45b-61a; Şefaettin Severcan, Keşfî’nin Selim-namesi, (Yüksek Lisans Tezi,
Kayseri Erciyes Üniversitesi, 1988), metin kısmı s. 82b-91b; B. Yalçın Hatunoğlu, İdris-i Bitlisi’nin
Selim-Namesinde Doğu Anadolu’nun Fethi, (Yüksek Lisans Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi,
1998) tercüme kısmı s.25b-28a. ↩︎ - Mustafa Güler, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi,
1994), s. 67. ↩︎ - Hoca Sadeddin, s. 349-351; Anonim Tevârih-i Âl-i Osman, (F. Giese Neşri, haz. Nihat Azamat), (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1992), s. 138; Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, (İstanbul:
Matbaa-i Amire, 1341), s. 255. ↩︎ - Yavuz Ercan Kudüs’ün fethi tarihini tartışmakta ve Ramazan 922/Ekim 1516 tarihinin en uygun tarih
olduğu ifade etmektedir. Kudüs’ün fethi tarihi hakkındaki tartışmalar için bkz. Yavuz Ercan, Kudüs
Ermeni Patrikhanesi, (Ankara: TTK Basımevi, 1988), s. 10-11. ↩︎ - Halil İnalcık, Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi, (İstanbul: İSAM Yayınları, 2011) s. 77. ↩︎
- Amy Singer, Kadılar, Kullar, Kudüslü Köylüler, Çev. Sema Bulutsuz, (İstanbul: Türkiye İş Bankası
Kültür Yayınları, 2008), s. 8. ↩︎ - Dror Ze’evi, Kudüs 17. Yüzyılda Bir Osmanlı Sancağında Toplum ve Ekonomi, (İstanbul: Tarih Vakfı
Yurt Yayınları, 2000) s. 2. ↩︎ - İnalcık, Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi, s. 75. ↩︎
- Şair Nedim Efendi, Müneccimbaşı Tarihi Tercümesi, (İstanbul: Matbaa-i Âmire 1285), III s. 463;
Hoca Sadeddin, II, s. 342; Solakzade, s. 391. Solakzade Tarihi’nde Safed’in yönetimi, Muzaffer
oğluna verildiği zikredilmektedir. ↩︎ - Feridun Emecen, Canbirdi Gazali, DİA, VII (1993), s. 142. ↩︎
- Karaçelebizâde, Ravzatü’l-Ebrâr, (Mısır: Matbaatü Bulak, 1832) s. 411; ↩︎
- Hadîdî, Hadîdî Tarihi (Manzum Osmanlı Tarihi) (1285-1523), (Haz. Necdet Öztürk), (İstanbul: Bilge
Kültür Sanat Yayınları, 2015), s. 389-394; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, (Ankara: TTK Basımevi,1983), II, s. 307-9. ↩︎ - Ö. Lütfi Barkan, “H. 933-934 Mâli Yılına Ait Bir Bütçe Örneği”, İstanbul Üniversitesi İktisat
Fakültesi Mecmuası, XV/1-4 (1954), s. 306. ↩︎ - Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, s. 309. ↩︎
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA), Tapu Tahrir Defterleri (TT.d.) 427, s. 261-269. ↩︎
- Hasan Hüseyin Güneş, XVI. Asırda Kudüs’te Meğaribe Mahallesi ve Cemaati, (Basılmamış Doktora
Tezi, Afyonkarahisar, 2014), s. 89. Tabloda yer alan birtakım küçük değişiklikler tarafımızca yapılmıştır. ↩︎ - Bu tahrirde Hıristiyan ve Yahudi nüfusu yer almamaktadır. ↩︎
- Singer, Kadılar, Kullar, Kudüslü Köylüler, s. 33. ↩︎
- Gazze sancağı bu tarihte, Remle, Kudüs ve Halilurrahman kazalarından müteşekkildir. BOA. TT.d.,
998, s. 291. ↩︎ - Enver Çakar, “XVI. Yüzyılda Şam Beylerbeyliğinin İdari Taksimatı”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler
Dergisi, 13/1 (2003), s. 359-62. ↩︎ - BOA. TT.d., 998, s. 291. ↩︎
- E. Buğra Ekinci, Osmanlı Devlet’inde Mahkemeler ve Kadılık Müessesesi Literatürü, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3/5 (2005), s. 418. ↩︎
- Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2014), s. 98-102. ↩︎
- Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, s. 106. ↩︎
- Singer, s. 36. ↩︎
- BOA. Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri (A.DVNS.MHM.d.), 3, hüküm 1020 ve 1025. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 6, hüküm 49. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 6, hüküm 442. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 59, hüküm 57. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 4, hüküm 851 ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 25, hüküm 960. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 25, hüküm 2540. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 25, hüküm 2974. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 6, hüküm 1344. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 5, hüküm 612. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 7, hüküm 34. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 34, hüküm 219 ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 28, hüküm 686 ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 33, hüküm 627. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 46, hüküm 297. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 6, hüküm 104. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 23, hüküm 169. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 31, hüküm 271. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 37, hüküm 2258. ↩︎
- Hz. Ömer tarafından Kudüs Hıristiyanlarına verilen ahitnamenin sureti ve tercümesi için bkz. BOA.
Hatt-ı Hümayun Tasnifi (HAT.) 1516/47 (4-5). ↩︎ - I. Selim tarafından Kudüs’te bulunan Rum ve Ermeni milletlerine verilen menşur için bkz. BOA.
HAT. 1516/47 (10-11). ↩︎ - BOA. A.DVNS.MHM.d. 32, hüküm 497. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 46, hüküm 238. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 64, hüküm 406. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 5, hüküm 191. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 7, hüküm 2696. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 12, hüküm 644. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 19, hüküm 502 ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 15, hüküm 620. ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 29, hüküm 346 ↩︎
- BOA. A.DVNS.MHM.d. 35, hüküm 337. ↩︎
- Singer, Kadılar, Kullar, Kudüslü Köylüler, s. 32. ↩︎
- Kamîl Cemîl el-Aselî, Kudüs (Osmanlı Dönemi ve Sonrası), DİA, XXVI (2002), s. 335. ↩︎
KAYNAKÇA
1. Arşiv Kaynakları
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi Divan-ı Hümayun Mühimme Defterleri (A.DVNS. MHM.d.) 3, 4, 5, 6, 7, 12, 15, 19, 23, 25, 28, 29, 31, 32, 33, 34, 35, 37, 46, 59, 64.
- BOA. Hatt-ı Hümayun Tasnifi (HAT.) 1516/47.
- Başbakanlık Osmanlı Arşivi Tapu Tahrir Defterleri (BOA. TT.d.) 427, 998.
2. Telif ve İnceleme Eserler
- Adem Apak, Ana Hatlarıyla İslâm Tarihi (2) (Hulefâ-i Râşidîn Dönemi), (İstanbul: Ensar Yayıncılık, 2014).
- Amy Singer, Kadılar, Kullar, Kudüslü Köylüler, Çev. Sema Bulutsuz, (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2008).
- Anonim Tevârih-i Âl-i Osman, (F. Giese Neşri, haz. Nihat Azamat), (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1992).
- B. Yalçın Hatunoğlu, İdris-i Bitlisi’nin Selim-Namesinde Doğu Anadolu’nun Fethi, (Yüksek Lisans Tezi, Erzurum Atatürk Üniversitesi, 1998).
- Casim Avcı, Kudüs (Fethedilişinden Haçlı İstilasına Kadar), DİA, s. 327-9.
- Dror Ze’evi, Kudüs 17. Yüzyılda Bir Osmanlı Sancağında Toplum ve Ekonomi, (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000).
- E. Buğra Ekinci, Osmanlı Devlet’inde Mahkemeler ve Kadılık Müessesesi Literatürü, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 3/5 (2005), ss.417-39.
- Enver Çakar, “XVI. Yüzyılda Şam Beylerbeyliğinin İdari Taksimatı”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 13/1, Elazığ 2003, s. 359-374.
- Feridun M. Emecen, Canbirdi Gazali, DİA, VII (1993), ss.141-143.
- _________________, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015).
- Hadîdî, Hadîdî Tarihi (Manzum Osmanlı Tarihi) (1285-1523), (Haz. Necdet Öztürk), (İstanbul: Bilge Kültür Sanat Yayınları, 2015).
- Halil İnalcık, Osmanlı İdare ve Ekonomi Tarihi, (İstanbul: İSAM Yayınları, 2011).
- Hasan Hüseyin Güneş, XVI. Asırda Kudüs’te Meğaribe Mahallesi ve Cemaati, (Basılmamış Doktora Tezi, Afyonkarahisar, 2014).
- Hoca Sadeddin, Tacü’t-Tevârîh, (İstanbul: Matbaa-i Amire, ty.).
- İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2014).
- _________________, Osmanlı Tarihi, (Ankara: TTK Basımevi, 1983).
- İbrahim Hakkı Çuhadar, Sucudi’nin Selimnamesi, (Yüksek Lisans Tezi, Kayseri Erciyes Üniversitesi, 1988).
- Kamîl Cemîl el-Aselî, Kudüs (Osmanlı Dönemi ve Sonrası), DİA, XXVI (2002), ss.334-8.
- Karaçelebizâde, Ravzatü’l-Ebrâr, (Mısır: Matbaatü Bulak, 1832).
- Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osman, (İstanbul: Matbaa-i Amire, 1341).
- Mustafa Güler, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 1994).
- Ö. Lütfi Barkan, “H. 933-934 Mâli Yılına Ait Bir Bütçe Örneği”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, XV/1-4 (1954), ss. 252-329.
- Solakzâde Mehmed Hemdemi, Solakzâde Tarihi, (İstanbul: Mahmud Bey Matbaası, 1297).
- Şair Nedim Efendi, Müneccimbaşı Tarihi Tercümesi, (İstanbul: Matbaa-i Âmire 1285).
- Şefaettin Severcan, Keşfî’nin Selim-namesi, (Yüksek Lisans Tezi, Kayseri Erciyes Üniversitesi, 1988).
- Şükran Yaşar, “Kudüs’ün Osmanlı Yönetimine Girişi ve Yavuz Sultan Selim’in Kudüs Ermenilerine Tanıdığı İmtiyazlar”, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1/2 (2003), ss. 105-15.
- Yavuz Ercan, Kudüs Ermeni Patrikhanesi, (Ankara: TTK Basımevi, 1988).
