Serap Kadıoğlu
Yalnızca dünya Müslümanlarının değil, kalbinde zerre kadar vicdan taşıyan tüm insanların ruh sağlığını korumakta zorlandığı günlerden geçiyoruz. Gazze’de ölen masum insanlarla birlikte insanlığımız da ölüyor. Ümmet birliğinin olmadığı herkesçe malum fakat daha ötesine giderek millî birliğimizin de olmadığını söylemek yanlış olmaz. Daha da üzücü olan şu ki; birkaç siyasi ağızdan çıkan popülist söylemleri saymazsak millî birliğimizi sağlamaya yönelik ciddi bir somut adım da yok.
Milletçe birleşemediğimiz bu ahvalde, ümmet birliği tasavvuru ütopik bir arzudan öteye gidemiyor. Öte yandan, bu karamsar tablonun derinlerinde tuvali aydınlatan bir ışık huzmesi umudumuzu diri tutuyor. Bir aydır işgalci İsrail’in Filistinli sivillere yönelik yaptığı insanlık dışı soykırıma tüm dünyadan gelen tepkilere baktığımızda insanların, vicdanı olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrıldığını gördük. Din, dil, ırk gözetmeksizin millet ve ümmet kavramlarının dışında zuhur eden bu toplulukları “iyiler” ve “kötüler” olarak ayırdığımızda “iyiler” arasında yeni birleşik güçlerin doğduğuna şahitlik ediyoruz. Hangi dine ve ırka mensup olurlarsa olsunlar, vicdan sahibi “iyiler” Türkiye’de, Amerika’da, Avustralya’da, İngiltere’de, Kanada’da, Lübnan’da, Yemen’de ve dünyanın birçok ülkesinde zulmü haykırmak için tek yürek olarak sokaklara dökülüyorlarsa; devletlerinin türlü yasaklarla engel girişimlerine rağmen Filistin bayrağını statlarda, köprülerde korkusuzca dalgalandırıyorlarsa biz bu insanlıktan umudumuzu kesmeyiz.
Bir yanda soykırımcı İsrail bombalarıyla vücudu parçalara ayrılan yeni doğmuş bebeğinin cenazesini defnedebilmek için organlarını arayan babalar, hastanede yaralıları iyileştirmek için çalışırken eşinin, çocuğunun cansız bedeniyle karşılaşan ciğeri dağlı, ağzı şükürlü analar, top oynarken isabet eden bombalarla beyni dağılan çocuklar… Diğer yanda on binlerce şehidi ve dünyanın gözü önünde vahşice katledilen Filistin halkını görmezden gelip müzik festivaliyle çılgınlar gibi eğlenen sözde Müslüman Suudi Arabistan ve onun gibi üç maymunu oynayan diğer Araplar… Öte yandan ise maruz kaldığı insanlık dışı katliamlara rağmen asil duruşundan taviz vermeyen Filistin halkının korkusuz direnişi, dirayeti ve teslimiyeti karşısında şaşkın bir hayranlıkla İslamiyet’i araştırıp Müslüman olmaya başlayan vicdan sahibi “iyiler”… Öyle ya, yeryüzünde eşinin şehit olduğu haberini müjde gibi karşılayıp şükreden kaç kadın sayabilirsiniz? Hangi dünya ülkesinde, şehre bombalar yağarken korkup kaçmak yerine bombanın düştüğü yere koşup kurtarabileceği bir arkadaşı var mı diye bakınan çocuk görebilirsiniz?
Siz, Filistin halkı! Siz, bizlerin onurusunuz. İki milyar Müslümanın zayıflığını gösterdiğiniz gibi izzetini korumak da size düştü. İslamiyet’in yüceliğini dünyaya yaymak sizin iman dolu yüreğinize nasip oldu. Bizler buradan ancak Filistin topraklarında katiller topluluğu İsrail’in yaptığı mezalimi lanetleyip yaymaya çalışıyor, soykırım işbirlikçisi ABD başta olmak üzere dünyanın en büyük katliamlarından birini haklı göstermeye çalışan Avrupa ülkelerinin insanlık dışı tutumunu ve ikiyüzlülüğünü haykırıyoruz. Gayesine ulaşmak için her türlü insanlık suçunu mübah sayan Siyonizm hareketine destekçi bütün kuruluşları boykot ediyor, şimdilik tek silahımız olan kalemlerimizle savaşıyoruz. Belki iki milyar “Müslüman” yanınızda değil ama bilin ki milyonlarca “iyi” insanın kalbi sizinle atıyor.
Hakk ile batılın ayrılmaya başladığı bu dönemde, zulme karşı duran kısık seslerin birleşerek gür nidalarla haykıracağı günleri bekliyoruz. İnanıyoruz ki içindeki “iyi”yi diri tutan vicdan sahibi insanlar, bir gün ümmet çatısı altında birleşerek Hakk’ı batıla galip kılacaklar. O kutlu günde, Mescid-i Aksa’nın avlusunda birlikte şükretmek duasıyla…
Nehirden denize kadar özgür Filistin!
